Akköy Köyü
Ziyaretçi Defteri
 
 
Adınız Soyadınız
E-posta
Mesaj
Güvenlik Kodu
 
Ziyaretçi Defteri Kullanım Kuralları Ziyaretçi defterine yazılan tüm mesajlardan defteri kullanan kişi sorumludur.
 
13 Ekim 2018 20:29:44 Ozan Ünver

BENİM KÖYÜM Baharda şenlenir bağı, bahçesi Kokusu başkadır benim köyümün Unutturur adama gamı, kederi Havası başkadır benim köyümün XXX Akşam olur herkes döner evine Can kurban inan ki benim köyüme Gülabi'nin torunları derler bizlere Özü başkadır benim köyümün XXX Yeşil yeşil meşeleri var dağında Meyve ağaçları çiçek açar bağında Her çeşit otlar yeşerir toprağında Yeşili başkadır benim köyümün XXX Köyümün kenarından akar çayı Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı Unuttum sanma orda olmayı Dostluğu başkadır benim köyümün XXX Yaz gelince çıkarlar yaylaya Gurbetçiler hasretle döner sılaya Benden selam olsun Aziz Ağa'ya Sevgisi başkadır benim köyümün İbrahim SEVİNDİK

 
       
12 Mart 2018 09:12:07 İSMAİL ÖZCAN

İnsanlar ancak hayalleriyle yaşar ve biraz yaşamaya başlayınca tüm hayallerini kaybederler.!!!!!!!!!!!!!!!!!

 
       
12 Mart 2018 09:08:35 İSMAİL ÖZCAN

NEFSİNİ BİLEN RABBİNİ BİLİR Nefis, ruhun bineğidir. Eğer insan, nefsin dizginlerini salıverir ve onun gittiği istikamete kendini bırakırsa, HELAK OLMASI MUKADDERDİR… O hâlde nefsinin dizginlerini sımsıkı tut ve bineğinden istifade etmeye bak! Nefsini öldürmeye çalışma! Zira nefs ölmez. Sen onu imana getirmeye çalış! Allah onu yenmek için yarattı seni!..” Velhâsıl nefs, her yere ve her kılığa girer. Sahibini bir gölge gibi takip eder. Onu bütünüyle bertaraf etmek ne mümkündür ne de makbuldür. Makbul olan; onun gücünü manevi terbiye ile kontrol altına alarak Hakka kulluğa ram etmektir. Cenabı-ı Hak buyuruyor: Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki; nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiş, hüsrana uğramıştır.” Rasûlullah (sav) buyurdular Hakikatte mücahit, nefsine karşı cihâd eden kimsedir.” Merhum Necip Fâzılʼın Yunus Emre adlı tiyatro eserinde, bu hususla ilgili hikmet dolu bir sahne vardır. Hulâsa olarak şöyledir: Yunus Emre Hazretleri, şeyhi Taptuk Babaʼnın dergâhında, nefsini terbiye etmek için “erbaîn”e girer. Kırkıncı gün, nefsine sahip olup olamayacağı hususunda bir imtihandan geçirilir. Derviş Yunus, çilehanenin kapısında bir kadın sesi duyar. Gelen, güya şeyhinin kızıdır. Yunus kapıyı açmaz. Kız ise, türlü diller dökerek kapıyı açtırmaya çalışır. “‒Ey Yunus! Kırk gündür burada çile çektin. Kendini benimle bir imtihan et.” der. Yunus, bu nefs imtihanıyla yüzleşmek için kapıyı açtığında, karşısında “Siyahlı Adam”ı bulur. Siyahlı Adam; Yunusun riyazet ve mücâhedeleri neticesinde iç dünyasından çıkıp karşısında belirmiş olan nefsinden başkası değildir. Yunus, onu kovarak kendisinden uzaklaştırmaya çalışır. O ise bir gölge gibi sahibinden ayrılmaz. Üstelik türlü vesveseler ve zehirli fikirlerle, Yunusu çıktığı yoldan geri döndürmek ister. Onu, servet, şehvet ve şöhret vaatleriyle, nefsine karşı verdiği amansız mücadeleden vazgeçirmeye çalışır. Yunus, Siyahlı Adamı, yani nefsini yakalamışken, onu öldürmek ve artık onun sıkıntılarından tamamen âzâde bir ömür sürmek ister. Siyahlı Adamı boğmaya kalkışır, boğamaz. Su testisini Siyahlı Adamın kafasına çarpar. Fakat testi, bir gölgenin içinden geçer gibi gidip duvarda patlar. Neticede Yunus, nefsini öldüremeyeceğini, fakat onu “Lâ ilâhe illâllah” zikriyle zincire vurabileceğini anlar. Zikri duyan ilâhlık davasındaki nefs, âdeta çarpılmışa dönerek geri çekilip odadan çıkar. Sonra Taptuk Babaʼnın sesi duyulur. Yunus, bu sefer de nefsinin, şeyhi kılığında geldiğini düşünerek tereddüt eder. Fakat Taptuk Baba, gelenin kendisi olduğunu, nefsinin ise zincire vurulmuş hâlde bulunduğunu söyleyerek kapıyı açtırır. Ardından, buradaki çilesinin bittiğini, artık son nefese kadar sürecek büyük çilehanedeki çilesine başlayacağını haber vererek onu “er meydanı” dediği dış dünyaya çıkarır. Dergâha dağdan odun taşımakla vazifelendirir. Ardından da, kızını ona nikâhlayacağını söyleyip şu nasihatte bulunur: “‒(Yunus!) Hiçbir hak yeme! Nefsin hakkını da… Nefsin hakkı, şerîatte yazılı olduğu kadar… Ne bir lokma eksik, ne bir lokma fazla… Nefsi zincire vurmak böyle olur. Nefsini öldürmeye çalışma! Zira nefs ölmez. Sen onu imana getirmeye çalış! Allah onu yenmek için yarattı seni!..” Velhâsıl nefs, her yere ve her kılığa girer. Sahibini bir gölge gibi takip eder. Onu bütünüyle bertaraf etmek ne mümkündür ne de makbuldür. Makbul olan; onun gücünü manevi terbiye ile kontrol altına alarak Hakka kulluğa ram etmektir

 
       
22 Ocak 2018 15:20:29 İSMAİL ÖZCAN

YAŞANAN HERŞEY GEÇİCİDİR.................................................................................................................................................... * YAŞANAN HERŞEY ALLAH'IN İNSANLARI DENEMESİ VE EĞİTMESİ İÇİNDİR. * YAŞANAN HERŞEYDE HAYIR VE HİKMET VARDIR. * YAŞANAN HERŞEY İNSANIN RUHEN VE AHLAKEN OLGUNLAŞMASI İÇİNDİR. * YAŞANAN HERŞEY ALLAH'IN YARATMASIYLA DEVAM EDER. * YAŞANAN HERŞEY ALLAH'IN KONTROLÜ ALTINDADIR. * YAŞANAN HERŞEY KADERİN İÇİNDE YER ALIR. * YAŞANAN HERŞEY İNSANIN BEYNİNİN İÇİNDEKİ GÖRÜNTÜLER VE ALGILARDAN OLUŞUR. * YAŞANAN HERŞEY BEYNİMİZDE OLUŞAN HAYALDİR. * BUNDAN SONRA YAŞANACAK HERŞEY GELİP GEÇECEKTİR. * YAŞANAN HERŞEYİ ALLAH SONSUZ EVVELDE VE SONSUZ KISA ZAMAN İÇİNDE YARATIP BİTİRMİŞTİR.

 
       
22 Ocak 2018 15:18:38 İsmail ÖZCAN

YALANCI İNSANIN KAYIPLARI: Yalancı: insanları aldatmak, kendini temize çıkarmak, çıkarlarını korumak için tuzak kurar, ancak bunun sonucunda kendi tuzağına kendisi düşer ve birçok şeyi kaybeder. Yalan söyleyen insanların uğradıkları kayıplardan bazıları şöyledir: Çevresindekilerin güvenini kaybetmesi: Her yalancı eninde sonunda kendisini ele verdiği için, çevresindekilerin güvenini ve saygısını kaybeder. Doğru söylediği sözlerine dahi artık şüphe ile bakılır. Bu kimselere hiçbir şey emanet edilmez, kimse yalancı ile ticaret yapmak istemez. Hiçbir zaman gerçek ve samimi bir dost bulamaz. Herkes ona karşı temkinli davranır. İmam Gazali yalan için: "Büyük günahların analarındandır." demiş ve şöyle devam etmiştir: "Kişi yalancı bilinirse sözüne güven kalmaz, gözlerden düşer, nazarlarda değersiz olur. Yalanın çirkinliğini anlamak istersen, başkalarının yalanının çirkinliğine bak, nefsin ondan ne kadar nefret duyacak gör, yalanının sahibini ne kadar istihkar edeceğine, söyleyeceği yalanını ne kadar çirkin bulacağına dikkat et..." Kendisine olan saygı ve güvenini kaybeder: Yalancı insan, ahlaksızlığının farkında olduğu için kendisini de kötü ve değersiz görür. Bundan dolayı kendisine saygı duymaz, güvensiz olur. Çevresindekilerin kendisine bakış açısını da bildiği için ezik ve kompleksli bir tavır içinde olur. Bunu bir yandan da kurnazlık ve kendinden eminlikle gizlemeye çalışarak büsbütün itici bir tavır içine girer. Yalanı her ortaya çıktığında küçük düşer: Yalancı insan yalanı her ortaya çıktığında küçük duruma düşer. Kendisini yüceltmek, kibirini korumak isterken, tamamen aşağılık bir karakter gösterir ve bunu çevresindeki herkes görür. Peygamber Efendimiz (sav)'in de belirttiği gibi "Yalancı hep kendini alçaltmaya yalan söyler." İmam Rabbani ise yalancıların düştükleri durumu şöyle izah etmiştir: "İsra Suresinin 84. ayetinde mealen "Herkes kendine uygun işi yapar" buyruldu. Yani kişinin işi ve sözü, kendinin aynasıdır. Alçakların sözlerine iyi veya kötü karşılıkta bulunmamak daha iyidir. Yalanın sonu gelmez. Onların birbirini tutmayan sözleri, kendilerini rezil etmeye yetişir..." Vicdanı hep rahatsız olur: Yalan söylemek insanın vicdanında büyük bir huzursuzluk yaratır. Hep bir endişe içinde olur. Allah'ın yasakladığı birşeyi yapmaktan dolayı sürekli iç huzursuzluğu ile yaşarlar. Yalancıların akılsızlığı, söyledikleri yalanın onlara getireceği sonuçları düşünememelerinden de kolayca anlaşılabilir, Şöyle ki; 1. Yalan söyleyerek Allah'ın karşısına çıkardığı bir denemede başarısız olmuştur. 2. Muhtemelen sevap kazanacağı hayırlı bir işten geri kalmıştır. 3. Çoğu zaman dünyada peşinde olduğu makam-mevki-büyüklük gibi sıfatları dahi zedelenmiştir. 4. Ve en önemlisi sonsuza kadar kalacağı ahiret hayatını tehlikeye atmıştır. Oysa insan, kendini küçük düşürmek uğruna doğruyu söylese, makam edinme ve büyüklenme iddiası olmadığını ortaya koyacaktır. Üstelik hatasını kabul ederek acizliğini belirttiği için de kendisine şefkat ve güven duyulmasına vesile olacaktır. Bunların yanı sıra Allah'tan korktuğu için vicdanının sesine cevap vererek şeytanını mağlup etmiş olacak, yalanlarının ardından yaşayacağı vicdani sıkıntı ve karmaşadan kurtulacaktır. Elbette en büyük kazancı da, Allah'ın hoşnutluğunu kazanarak, büyük bir kurtuluş olan cennete yakınlaşması olacaktır. Yalancılıkta ısrar edenlerin asıl büyük kaybı ahirette olacaktır. Dünyadaki küçük menfaatleri, anlık zevkleri için Allah'ın sınırlarını tanımayan, yalan söyleyerek ve bunu önemsiz sayarak harama girenler, ahirette bunun karşılığını cehennem azabı ile almaktan korkup sakınmalıdırlar. Her günahkâr kendi aleyhinde günah kazanır ve hiç kimseye bir zarar veremez. Yalancının da her yalanı kendi aleyhine döner. Allah Kuran'da bu konuda şu ayetleri bildirmiştir: Kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 111) (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır. (Bakara Suresi, 9-10) Kim Salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. (Fussilet Suresi, 46)

 
       
20 Ocak 2018 12:15:12 Osman Ozcan

Olsun be aldırma yardan yardır Sanmaki zalimin ettiği kardır. Mazlumun ahı kalmaz yerde, Elbette her şeyin bir vakti vardır. Yunus EMRE

 
       
15 Ocak 2018 13:41:01 İSMAİL ÖZCAN

ALLAH KORKUSU OLMAYAN VE AKILLI HAREKET ETMEYENİN VAY HALİNE, AKLINI KÖTÜ YÖNDE KULLANANLARA ALLAH FIRSAT VERMESİN Ermiş Kişi; Yaşlı Bir Adama Sorar: ‘’Âhiret için ne hazırladın?” Yaşlı Adam Cevaplamış: Yetmiş yıldır kelime-i şehâdet ederim. Der. Ermiş Kişi; ikaz mahiyetinde:“Ne güzel hazırlık!”dedikten sonra şu sözleri eklemiş:“ Lâkin kelime-i şehâdetin şartları vardır bunları yapıyor musun? Demiş. Yaşlı Kişi Nedir Bunlar Demiş; Ermiş Kişi Bunları Tek Tek Sayar; İnsanları İncitmek, Emanete Hıyanet Etmek, Gönüllere Diken Batıracak Söz Ve Eylemlerde Bulunmak, Allah’ın Kullarını Küçümsemek Ve Onların Rızası Olmadan Gıybet Etmek, Yalan Söylemek, Hırsızlık Yapmak, İftira Atmak, Anneye Babaya Karşı Gelmek, Makam Ve Mevki İle Zenginliğin Vermiş Olduğu Gurur Ve Kibirle Hareket Etmek, vesaire sıralamış…………….. Yaşlı Adam Bunları Kimler Yapar Demiş: Ermiş Kişi Cevaplamış: Allah Korkusu Olmayan Akılsız İnsanlar Der. ALLAH KORKUSU OLMAYAN VE AKILSIZ İNSAN: DEVLETİNE, MİLLETİNE, KOMŞULARINA, AİLESİNE, ÇOCUKLARINA, KARDEŞLERİNE, ANASINA, BABASINA, DOSTLARINA, İŞ ARKADAŞLARINA, İNANANLARA AKLININ CALIŞTIĞI KADAR ZARAR VERİR DER Ve Bunları Yapmadıysan ALLAHIN GÜZEL KULLARINDANSIN Der.

 
       
08 Ocak 2018 23:11:26 Osman Ozcan

Ayınası iştir kişinin lafa bakılmaz.

 
       
25 Aralık 2017 09:56:20 İSMAİL ÖZCAN

EMANETE HIYANET ETMEK İLE İLGİLİ HİKÂYE Yusuf adında gezgin bir zat, Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin İsm-i azamı bildiğini öğrenince, Mısır’a gitti. Huzuruna varınca, önceleri iltifat görmedi. Sonra huzura kabul edildi ve Zünnûn-i Mısrî hazretlerine bir sene hizmet etti. Bir gün ona; Ey üstâd, sana bir sene hizmet ettim, artık hakkımı vermen gerekir. Senin İsm-i âzamı bildiğini söylediler. Onu, benden iyi emanet edeceğin bir başka kimse olmayacağını bilirsin,dedi. Sükût etti. Ona cevap vermedi. Altı ay sonra bir tabağa konmuş ve bir mendile sarılmış bir şey çıkardı. Ona; - Fustat’ta bulunan falan dostumuzu bilirsin değil mi?” diye sorunca; - Evet, dedi. Zünnûn hazretleri ona; - İşte bunu ona götür dedi. O da sarılı tabağı aldı, giderken; - Zünnûn-i Mısrî gibi bir zat hediye gönderiyor. Acaba nedir, ne kadar kıymetlidir? Diye düşündü. Merakını yenemeyerek tabağı açtı. İçinden bir fare fırladı ve kaçıp kayboldu. Bu duruma kızarak, Zünnûn-i Mısrî`nin yanına geldi. Zünnûn-i Mısrî ona; Biz seni denedik. Sana bir FARE emanet ettik, ona HIYANET ETTİN. Hiç sana İsm-i âzamı güvenip teslim edebilir miyim? Dedi.

 
       
25 Aralık 2017 09:25:46 İSMAİL ÖZCAN

SIRTIMIZDA NE VAR?? Masallar Şöyle Başlar: Bir varmış bir yokmuş Efendim delilerin-velilerin çok olduğu o eski zamanlardan birinde, meczubun biri camiye girer, belli ki namaz kılacak. Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır. Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider. Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar. Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını. Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar. Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile. İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar. İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki: “Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?” Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar: “Âdetiniz böyle değil mi?” “Ne âdeti?!” der Hoca. Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra. Der ki meczub bu kez: “Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil! Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der.. “Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”.. Cemaatte hafiften “deli işte!” manasına, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır. Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır: “Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!.” Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca; “ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar. O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar! Aynen doğrudur dedikleri çünkü. Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği. Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır. “Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca.. O da der ki:“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı! Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda. “Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.” Bildirince bildiren, yüreği olan görüyor elbet. Ya işte böyle :) Bu kadardır ol hikâye. Bize düşen ibret almak. Gelin hepimiz düşünelim bakalım, namazdayken sırtımızda neler var? Neleri sırtlıyoruz, neyin hamalıyız? Namaz ki bir gök yolculuğu. Sevgiliyle buluşma, konuşma anı. Hiç insan sevgilisiyle olduğunda aklına başka şey gelir mi? Hem de nerde?! O huzurda. Sırtımızda ne var? Yoklayalım mı? Malımız, evladımız, senet ve ödenmeyen çeklerimiz, işimiz, aşımız, aşkımız? Bitmeyen hırslarımız, ihtiras dolu sevdalarımız, kaygılarımız? Ne var sırtımızda? Sırtımızda ne var? Gelin düşünelim hep beraber başka pencereler açalım; Affetmemek de sırtta yüktür değil mi? Bazıları bir ömür boyu hamallık ederler boş yere, kendi canları hesabına. Allah’a teslim olmamak, O’nun kudretini bilmemek, kendini bir şey sanmak, üstesinden gelemeyeceği, gücünün yetemeyeceği işlere talip olmak da sırtta yüktür. Ömür boyu iki büklüm taşır, yüreksizliğini kişi. Cimrilik de yüktür insana. Güldüremediği yüzleri, ısıtamadığı yürekleri, susturamadığı feryatları boş bir gayretle taşır cimri insan ta kabre dek. Sırtımızda ne var? Belki de yol alamayışımız sırtımızdaki yüklerin ağırlığından. Ara ara yoklamalı sırtlarımızı dostlar. Varsa lüzumsuz yükler atıvermeli, rahatlamalı. Kaç günlük ki şu dünya? Bunca yük çekmeye, yorulmaya, bunca hamallığa değer mi?

 
       
08 Aralık 2017 21:09:15 Osman Ozcan

Aynası iştir kişinin lafa bakilmaz

 
       
24 Kasım 2017 15:41:27 İSMAİL ÖZCAN

BEŞ ŞEY GELMEDEN BEŞ ŞEYİN KIYMETİNİ BİLİN 1- İhtiyarlık gelmeden gençliğin. 2-Fakirlik gelmeden zenginliğin 3-hastalık gelmeden sağlığın. 4- meşguliyet gelmeden boş vaktin 5- Ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilin ”Farkındaysanız bu 5 şeyde zamanla ilgilidir Gencin tek değer verdiği şey vardır. Şehvet, şeytan ve nefisin peşinden koşmak. Genç sabaha kadar uyumadan gazinolarda tepinir dans eder. Hoplar zıplar. Hiç yorulmaz ama evde anası veya babası bir bardak su istese üşenir kalk sen al der. Çünkü gencin tek tanrısı vardır. Şehvet yani heva ve heves. Kim söylüyor bunu Kuran-ı kerim söylüyor. Allah(cc) söylüyor

 
       
20 Ekim 2017 08:45:24 İsmail ÖZCAN

İYİ VE KÖTÜ İNSAN İyi bir insanın istemeyerek yaptığı bir kötülük ile iyi olmayan bir insanın isteyerek yaptığı iyilik tartılsa acaba hangisi ağır basar? Özünde iyilik olan kişinin başkasına zarar vermesi elbette iradî olamaz ama kötülüklerini başkalarına iyilik yaparak kapatmaya kalkışmak bir sahtekârlık değil midir? İnsan özünde iyi olursa onun dış dünyaya yansıması iyilikler ortaya çıkarır. İşinde, aşında, davranışında, düşüncesinde hep iyilik olur. Unutulmasın ki medeniyet, iyi insanların ortaya koydukları yaşam biçimidir (tarz-ı hayat). Olgun insan olmaya çalış, ta ki sana adam desinler! Eskilerin bu "adam" tanımının içine hiç şüphesiz pek çok haslet sığdırabiliriz. Mürüvvet, mertlik, doğruluk, çalışkanlık, yardımseverlik vs. Bütün bu erdemlerin temelinde yatan kişilik özelliği ise "iyi"liktir. Kişide mürüvvet hissini de, mertlik duygusunu da, dürüstlük yahut çalışkanlık huyunu da harekete geçiren şey kişiliğinde yer edinmiş olan "iyi"lik cevheridir. Bu cevher, akıldan sonra insana verilmiş en değerli hazinedir. Kıymeti bilinsin diye herkesin içine konulmuştur. Lakin kimisi bu cevher ile kendini parlatır, kimisi onu görmediği için kararır.

 
       
20 Ekim 2017 08:42:26 İsmail ÖZCAN

İYİLİK YAPMAKLA İYİ OLMAK AYNI ŞEYLER DEĞİLDİR İyi olmaktan kasıt, iyilik yapmak değildir. Çünkü kişi iyilik yaparken bile iyi olmayabilir. Nefislerin devreye girdiği ve etrafa "bakın ben ne kadar iyiyim" sinyalleri gönderen iyilikler yalnızca bir kibir ve gösterişten ibaret tavırlardır; kişiyi iyi yapmaz. Bu yüzden iyilik yapmakla iyi olmak aynı şeyler değildir. Belki ahlaklı olmakla dindar olmak kadar birbirlerine benzeyebilirler ama aynı şey olamazlar. Nasıl dindar olmanın içinde ahlaklı olmak kendiliğinden var ise iyi olmanın içinde de iyilik yapmak kendiliğinden mevcuttur. Bu yüzden iyilik yapmak yetmez, iyi olmak gerekir. İyilik yapmak, dışa dönük, kişiden başkalarına yansıyan bir haldir. İyi olmak ise içe dönüktür ve başkalarından kişiye yansıyan hallerin sonucunda olgunlaşır. Fuzuli üstadımızın, "Rakip kılsa cefa, ben vefa, veli şâdem (Rakip cefalar etse, buna karşı ben yine sevgiliye vefa göstersem, bundan şad olurum" deyişi tam bir iyilik halidir.)

 
       
20 Ekim 2017 08:39:16 İsmail ÖZCAN

İYİLİK YAPMAKLA İYİ OLMAK AYNI ŞEYLER DEĞİLDİR İyi olmaktan kasıt, iyilik yapmak değildir. Çünkü kişi iyilik yaparken bile iyi olmayabilir. Nefislerin devreye girdiği ve etrafa "bakın ben ne kadar iyiyim" sinyalleri gönderen iyilikler yalnızca bir kibir ve gösterişten ibaret tavırlardır; kişiyi iyi yapmaz. Bu yüzden iyilik yapmakla iyi olmak aynı şeyler değildir. Belki ahlaklı olmakla dindar olmak kadar birbirlerine benzeyebilirler ama aynı şey olamazlar. Nasıl dindar olmanın içinde ahlaklı olmak kendiliğinden var ise iyi olmanın içinde de iyilik yapmak kendiliğinden mevcuttur. Bu yüzden iyilik yapmak yetmez, iyi olmak gerekir. İyilik yapmak, dışa dönük, kişiden başkalarına yansıyan bir haldir. İyi olmak ise içe dönüktür ve başkalarından kişiye yansıyan hallerin sonucunda olgunlaşır. Fuzuli üstadımızın, "Rakip kılsa cefa, ben vefa, veli şâdem (Rakip cefalar etse, buna

 
       
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18